NATO - ABD ve Türkiye Arasındaki İlişkilerin Güvenlik Açısından Tarihsel Gelişimi

NATO – ABD ve Türkiye arasındaki ilişkilerin güvenlik açısından tarihsel gelişimine bakmadan önce güvenliğin tanımına bakmalıyız. Güvenlik denilince şüphesiz akla gelenler kabaca “kişinin ya da kişilerin korkusuzca, tehdit unsurlarından uzak yaşamaları” olarak tanımlanabilir” (Google,2019). NATO'ya giriş serüvenimiz ve ABD'nin Türkiye'ye karşı tutumu. NATO'ya üye olduğumuzdan zaman bu zamana ABD, Türkiye ve NATO ilişkileri

NATO - ABD ve Türkiye Arasındaki İlişkilerin Güvenlik Açısından Tarihsel Gelişimi
01 Şubat 2020 - 14:33

Türkiye’ye gelecek olursak o da zaten güvenliğini sağlamak için, ittifaka üyelik için çabalamıştı ve amacına 1952 yılında ulaşmıştı.  Belirli bir süre zarfı içerisinde ilişkileri olması gerektiği gibi olan “Türkiye ve NATO’nun 1960’lı yıllarda yaşadığı, diplomatik atom bombası olarak adlandırılan olayın yani tarihteki adıyla Johnson Mektubu ikili arasında derin yaralar açmıştır” ( Youtube, 2018). İlişkileri zamanında  derinlemesine etkileyen ilişkilerin oldukça gerilmesine sebep olan olayı da anımsadığımıza göre şimdi çalışmamızın diğer bir başlığı olan  üçlü arasındaki güvenliğin tarihsel gelişimini ele alabiliriz.

İlk olarak Türkiye ve ABD arasındaki ilişkiye bakabiliriz. “Soğuk Savaş sonrası dönemde de Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri arasında ilişkiler farklı boyutlar kazanarak yoğun bir biçimde devam etti” (Uzgel, 2001: 243). Zaman zaman olumlu zaman zaman olumsuz hava seyretmiş olsa da ilişkiler hiçbir zaman kopma noktasına gelmemiştir.

ABD TÜRKİYE'NİN NE KADAR MÜTTEFİĞİ?

1990'larda iki ülke arasındaki ilişkileri belirleyen belli başlı etkenler vardı ancak en önemlisi kuşkusuz uluslararası ilişkilerin yapısında meydana gelen gelişmelerdi. Örneğin dünyanın tek kutuplu oluşu gündeme gelmişti. Daha sonra Türkiye’nin Batı bloğunda oluşu önemliydi. Zaten herkesçe bilinen gerçekte şudur ki  hem ABD dış politikası, hem de Türk dış politikası savaş sonrası koşullarda farklı şekillerde değişimlere uğramıştı.

Fakat uluslararası alandaki değişim iki ülke arasındaki ilişkilere yeni boyutlar eklerken ve aşağıda değinilecek olan etkilerde bulunurken, ilişkilerin özünü değiştirmedi, diğer bir deyişle ilişkilerin dayandığı temeller ve eksenler büyük ölçüde değişmeden sürdü. Bunları şöyle sıralayabiliriz: 
  • 1-Bu süreklilik öğelerinden ilki, iki ülke arasındaki ittifak ilişkisinin temelde stratejik ve siyasal işbirliğiyle sürmesidir. Türkiye, bu dönemde de ABD'nin yakın müttefiki olmayı sürdürmüştür.
  • 2-llişkilerdeki bir diğer süreklilik öğesi, geçmişten gelen sorunların önemli bir kısmının hemen hemen aynı biçimde devam etmesidir. Bunlar arasında, daha sonra değinilecek olan Kıbrıs sorunu, ekonomik ve askeri yardım konusu, ABD'nin Kürt sorununa yaklaşımı, kuzey Irak'taki gelişmeler, Ermeni karar tasarısı gibi konular sayılabilir (Uzgel, 2001: 243).

TÜRKİYE - ABD İLİŞKİLERİNDE SORUNLAR

Bunlara ek başka durumlarda meydana gelmiştir. İlişkiler her zaman olumsuz şekillenmemiştir. Örneğin “Uluslararası gelişmelerin sonucu olarak iki ülke arasında daha önce rastlanmayan, aralarındaki yakınlığı artıran bazı değişiklikler vardır” ( Uzgel, 2001: 243). Bu değişikliklere bakacak olursak;
  • 1-1990'larda Türkiye-ABD ilişkilerinde, uluslararası gelişmelerin bir sonucu olarak Avrupa-Balkanlar, Kafkasya-Orta Asya ve Orta Doğu gibi yeni işbirliği alanları ortaya çıktı.
  • 2-1990'ların Türkiye-ABD ilişkilerine getirdiği bir diğer değişiklik, ABD'nin bu dönemde uluslararası alanda tek süpergüç olmasıydı. Bunun etkisini iki açıdan ele almak olanaklıdır. İlk olarak, Türkiye, Soğuk Savaş'ın galibi olan ve uluslararası alandaki hegemonyasını sürdürmek isteyen ABD'yle ilişkilerinde, bu ülkeye yakın durarak ve onunla işbirliği yaparak ulusal hedeflerine ulaşmaya çalıştı. İkinci olarak, 1990'larda ABD'nin, Rusya da dahil olmak üzere Türkiye'yi çevreleyen ülkeler üzerindeki etkisi arttığı için, Türkiye'nin 1960'larda ve 1970'lerde olduğu gibi, yeni açılımlarda ve arayışlarda bulunma olanağı son derece azaldı. Yine, Türkiye'nin Soğuk Savaş sonrasında Balkanlara ve Orta Asya'ya yönelik açılımları ABD merkezli dış politikasına alternatif değil, ABD desteği ya da işbirliğiyle ortaya çıkan girişimler oldu. Türkiye'nin bu dönemde AB'yle ilişkileri ise, genelde insan hakları ve demokratikleşme konusundaki katı tutumu nedeniyle son derece sorunlu seyrettiği için, Türkiye 1990'larda artık ABD karşısında hareket alanını büyük ölçüde yitirmiş durumdaydı ve bu durum ilişkilerin hemen her alanında kendisini hissettirdi.
  • 3-ABD bu dönemde dış politikasında insan hakları kavramına daha fazla yer vermeye başladığı için bir önceki dönem olan 1980'lerin aksine Türkiye'yle ilişkilerinde demokrasi ve insan hakları konularına daha fazla önem verdi.

ABD - TÜRKİYE İLİŞKİLERİNDE HÜKÜMET POLİTİKALARI

Görüldüğü gibi ilişkiler kimi zaman güzelleşmiş  ve sorunlar yaşanmamıştır. Sonuçta, “ABD ile ilişkiler, Türkiye'deki sık iktidar değişimine rağmen bundan etkilenmemiştir. 11 ay kadar süren Refahyol döneminin küçük girişimleri dışında, ilişkilerin seyrinde bir değişiklik yaşanmadı. Yani anlaşılan ilişkilerin gelişimini belirleyen Türkiye'deki iktidarlar değil, uluslararası ve bölgesel gelişmeler oldu” (Uzgel, 2001: 243-244).
İkinci olarak ise NATO ve Türkiye arasındaki ilişkiye bakabiliriz.

Türkiye’nin önceliği siyasi, diplomatik ve askeri yalnızlıktan kurtulmak, dolayısıyla bu amacı gerçekleştirirken iktisadi kalkınmayı da amacın içinde konumlandırmaktı.  İkincisi, tarihten ders çıkarmanın (learning theory) mirası devletlerin savaş sonralarında ittifak yapmaları veya ittifak dışı kalma seçeneklerinin savaş sırasında yaşanan tecrübelerine dayandığını göstermektedir. Üçüncü nokta, bu sürece kurumsal kimlik/aidiyet sorunsalı eklemlenince, Türkiye’nin kendisini Batı’dan soyutlamak yerine sürekli olarak Batı’ya katılma çabasında olduğu gözlemleniyor. Bu nedenlerle, Ankara’nın 1949 itibarıyla seçeceği yol çok açıktı ( Bilge-Criss, 2012: 13).
TÜRKİYE'NİN NATO'YA KABUL EDİLMESİ
Bu gelişmeler ışığında, “ABD 1951 Mayıs ayında Türkiye’nin  NATO’ya kabul edilmesini müttefiklerinden resmen talep etti.  Washington’u bu karara yönelten faktörler arasında Türkiye’nin tarafsızlık ilan edebileceği riski büyük rol oynadı” (Bilge-Criss, 2012: 15). ABD’nin Türkiye’yi NATO’ya resmen davet edeceği belirlenince dönemin başbakanı Adnan Menderes şu sözleri dile getirmiştir:

Türkiye’nin eşit hakları haiz bir aza sıfatiyle Atlantik Paktı’na kabulü lehinde Ottawa’da verilmiş olduğunu öğrendiğimiz karar pek tabiidirki Hükûmetçe büyük bir memnuniyetle karşılanmıştır... Atlantik Paktı camiasında memleketimiz, diğer aza Devletlerle yapacağı iş birliğinde, dış siyasetimizin farikasını teşkil eden hüsnüniyet, samimiyet ve ahda vefa esaslarından daima mülhem olacaktır (Bilge-Criss, 2012: 15).
Bu karşılıklı olumlu  beyanlardan sonra, bu gelişmeler üzerine Menderes Hükümeti “1952’de NATO nezdinde sivil ve askeri temsilcileri atadı” (Bilge- Criss, 2012: 16). Bunun üzerine ise artık ilişkiler olması gerektiği gibi –en azından Türkiye için- seyretmeye başlamıştı. Örneğin aşağıda belirtilen olay bunun bir örneğini gözler önüne sermektedir.

Mart 1952’de Müttefik Kuvvetleri Avrupa Yüksek Karargâhı Kumandanı General Dwight D. Eisenhower İstanbul’a resmi ziyarette bulundu. 1. Ordu Kumandanı Orgeneral Zekâi Okan tarafından ağırlanan Eisenhower’ın aslında çok olağan teşekkür mektubu gazetelerde yayınlandı (Bilge- Criss, 2012: 16).
Yaşanan gelişmeler Türk tarafını memnun edecek düzeydeydi. Ama tabi ki süreç içerisinde daha farklı, çeşitli olaylar da boy göstermiş ve ilişkiler ilerlemiştir. Ancak unutmamak gerekir ki bütün bunların oluşmasındaki ana olay ise “ABD nezdinde yapılan girişimlerdir. Bu girişimler de meyvesini 1951’de verecekti” (Bilge-Criss, 2012: 21). Bu yaşananlar sonuçta Türkiye’nin uluslararası aktörler arasındaki konumunu belirtiyordu hatta bu konuda dönemin Kocaeli Milletvekili ve Millet Meclisi CHP Grubu Başkan Vekili olan Profesör Dr. Nihat Erim şöyle der:   “NATO  bir saldırı paktı değil, savunma paktıdır,  tarihsel bir refleks ile Türkiye artık uluslararası sahnede yalnız değildir” (Bilge-Criss, 2012: 21). Yani artık Türkiye uluslararası arenada yalnız olmadığının bilincindedir ve ona göre hareket etmektedir.
 

 


YORUMLAR

  • 0 Yorum