Osmanlı Kültüründe Resim Sanatının Yeri Minyatür

Osmanlı Çağı resmini daha iyi değerlendirebilmek için, onun hangi amaçla ve hangi çerçeve içinde meydana geldiğini hatırlamak yararlı olur

Osmanlı Kültüründe Resim Sanatının Yeri Minyatür

Osmanlı Çağı resmini daha iyi değerlendirebilmek için, onun hangi amaçla ve hangi çerçeve içinde meydana geldiğini hatırlamak yararlı olur

Osmanlı Kültüründe Resim Sanatının Yeri Minyatür
29 Aralık 2018 - 18:33

Osmanlı Çağı resmini daha iyi değerlendirebilmek için, onun hangi amaçla ve hangi çerçeve içinde meydana geldiğini hatırlamak yararlı olur. Batılıların minyatür dedikleri İslam resmi, bağımsız bir sanat olarak değil, fakat kitap süslemek amacıyla ortaya çıkmıştır. Kitap, matbaanın ortaya çıkmasına kadar lüks bir eşyaydı. Matbaanın 18. yüzyılda girdiği Osmanlı-Türk kültürü ortamında da saray çevresiyle ulemanın, yani okuma-yazma bilen sınıfın kullandığı lüks bir tüketim eşyası olmuştur. Tek bir kişinin yazdığı 'yazma' (manuscript) büyük bir emekle hazırlanır. Minyatürlü yazmalar ise ancak bir patron için yapılabilirdi. Kitabet yani yazı yazma önemli bir sanat dalıydı. Bir sanat eseri olarak yazmaları iki gruba ayırmak kabildir. İslam Uygarlığında Hat Sanatının Büyük Bir önemi vardır Dini konulu olanlar ve dini konulu olmayanlar. İkinci grupta tarih kitapları, astroloji ve tıp kitapları, divanlar ve diğer edebiyat türlerine ait kitaplar bulunur. Bir yazmanın hazırlanmasında dört ayrı sanatın katkısı vardır. Hat, tezhip, (süsleme) minyatür, (tasvir ya da nakış) ve ciltcilik. İslam uygarlığında hat, büyük bir sanattır. Sadece kitap yazmaktan çok fazla uygulama alanı olan bu sanatı ayrıca ele alacağız. El yazmasını yazan, Osmanlı toplumunda en önemli sanatkârdır. Zengin minyatürlerle dolu el yazmalarında kâtiplerin adı hemen daima bulunur. Fakat nakkaşların ki çok kere belirtilmemiştir. Bu yazmalar müzehhipler tarafından süslenir. Tezhip, yaldız ve başka renklerle sayfalardaki yazılara bir çerçeve yapmak, onları süslemekten ibarettir. Nakkaş ve musavvirler ise konu ile ilgili buldukları resimlerle, yani minyatürle yazmayı daha çekici ve açıklayıcı bir hale getiriyorlardı. Kendisi aynı zamanda müzehhip de olabilen ciltçi ise bu kollektif çalışmayı tamamlayarak, padişah, sultan, vezir ve başka devlet erkânına yakışır bir şekilde, bu nadir eşya üretimini sonuçlandırıyordu. Tek bir elyazması birkaç sanatkârın kişisel katkılarıyla meydana geliyordu. El yazması hiçbir zaman bir kitleye hitap edecek şekilde düşünülmemişti. Hiçbir el yazması sürüm için hazırlanamazdı. Meydana gelmesi bu kadar zahmetli olan bir eşya ancak ısmarlama yapılabilirdi. Kitabın bir sanat eseri niteliğine bürünmesinin nedeni bu meydana gelme sürecidir. Diğer ülkelerde de olduğu gibi Osmanlı Sultanları da saraylarında kendi kitaplıkları için özel yazmalar hazırlayacak sanatkâr grupları beslemişlerdir. Figüratif resmin en büyük örneği Minyatür Minyatür, genellikle bu çerçeve içinde gelişmiş bir resim sanatıdır. Figüratif resmin Türk toplumunda, minyatürün dışında, hiç bulunmadığını düşünmek doğru değildir. Özellikle Tekke muhitinde ve sivil mimaride, duvarların hayvan ve bitki motifleriyle, peyzajlarla süslendiğini eski belgelerde okuruz. Daha Mevlana zamanından beri Mevlevilerin resimle uğraştıkları ve Mevlevi tekkelerinde duvar resimleri olduğu anlaşılıyor. Evliya Celebi'de bu konuda kayıtlar vardır. Anadolu'daki Alevi tarikatların da resmin özel bir yeri olduğunu kabul edebiliriz. 18. yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa etkisi altında daha çok mimari peyzaja yer veren bir duvar resmi sanatı İstanbul ve Anadolu'da gelişmiştir. Topkapı Sarayında Üçüncü Osman köşkünü süsleyen duvar resimleri muhtemelen Türk olmayan ressamlar eliyle yapılmış zengin perspektifli mimari peyzajlardır. Anadolu'da, 19. Yüzyılda evlerde ve diğer yapılarda bu tip duvar resminin bir moda olduğu söylenebilir. Özellikle eşraf evlerinde gerçekten ilgi çekici bir ilkellikle meydana getirilmiş peyzajlar vardır. Bunlar son Osmanlı Çağının değişen kültür yapısının yankılarıdır. Bu resim akımının Anadolu' da yayılmasında Hıristiyan azınlıkların etkisi olduğunu düşünmek gerekir. Genellikle figüratif resim geleneğini bırakmamış olan bu çevreler bu alandaki gelişmelere daha kolay ayak uydurmuşlar. Tıpkı İstanbul'da saray çevrelerinin alafranga isteklerini karşılayan Rum ve Ermeni usta ve sanatkârların durumuna paralel olarak, Anadolu'da da bu yeni resim akımının yayılmasında rol oynamışlardır. kafakalem.com Kültür-Sanat