Sovyet Kırgız yazar Cengiz Aytmatov'un sevilen eseri Beyaz Gemi özeti ve kitap alıntıları

Sovyet Kırgız yazar Cengiz AYTMATOV’un eserleri basıldığı tarihlerden günümüze gelene kadar okuyucunun ilgisini kaybetmemiştir. Bu başarının sebebi yazarın kaleminin yanı sıra, kitapların konusunun hayatın içinden olmasıdır. Cengiz Aytmatov Beyaz Gemi kitabının özeti ve kitap alıntılarını yazımızda bulabilirsiniz…

Sovyet Kırgız yazar Cengiz Aytmatov'un sevilen eseri Beyaz Gemi özeti ve kitap alıntıları
Editör: Özden Özmen
04 Nisan 2021 - 18:00

BEYAZ GEMİ KISA ÖZET

Cengiz Aytmatov Beyaz Gemi Özet

Sovyet Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un sevilen eseri Beyaz Gemi, 1973 yılında basılmıştır. Eserde çocuk kalbinin saflığı temel alınmıştır. Kitabın baş karakterinin çocuk olması, özellikle o yıllarda oldukça önem taşımaktadır.
Aytmatov’un diğer eserleri gibi Beyaz Gemi’de de hayatın içindeki gerçeklikler ustaca işlenmiştir. Anne ve babası tarafından terk edilen küçük çocuk, sadece üç evin bulunduğu bir vadide, dedesi, üvey ninesi, Orozkul, Bekey hala, Seydahmet, Gülcemal ve köpeği Beltek ile berabar yaşamaktadır.
Üç evli bu küçük dünyada mutlu olmaya çalışan küçük çocuk henüz okula gitmemektedir ve hiç arkadaşı olmadığı için yalnız büyümektedir. Fakat çocuk kendisine zevk veren ve onu mutlu eden şeyleri keşfetmekte ve bunu sevmektedir.
En büyük zevklerinden biri, dedesinin kendisine dere kıyısında yaptığı gölette yüzmek; “Deve, Kurt, Tank ve Eyer” isimlerini verdiği kayalarıyla konuşup; dedesinin kendisine anlattığı masalları dinlemektir. En sevdiği masal ise her akşam dinlemekten ezberlediği “Boynuzlu Maral Masalı” dır.

Sık sık dağa çıkan ve dedesinin dürbünüyle kasabaya, göle ve vadiye daha yakından bakmayı çok sevmektedir. Her akşam eline dürbününü alıp, dağ başına çıkan çocuk, Isık Göl’de sadece beş-altı dakika kadar görünüp kaybolan beyaz gemiye bakar.
Küçük çocuk, babasının her akşam baktığı beyaz geminin kaptanı olduğunu düşlemekte ve bir gün balık olup o beyaz gemiye kadar yüzüp babasıyla konuşacağına inanmaktadır. Küçük çocuk bir gün yol kenarında oyun oynarken San-Taş yakınlarından kuru ot almaya gelen beş-altı kamyonluk bir konvoy görür. En öndeki kamyonun peşine takılan çocuğu fark eden şoför durup çocukla biraz konuşmaya başlar.
Adı Kulubeg olan genç ve yakışıklı şoför, çocuğa dedesini tanıdığını ve kendisinin de “Boynuzlu Maral Ana” nın soyundan olduğunu söyledikten sonra yoluna devam eder.
Artık okula başlayan çocuğu bir gün dedesi okuldan almaya gitmek ister fakat Orozkul, işleri olduğunu söyleyerek izin vermez. Tomruğu çaydan geçirirlerken tomruk çayda kayalara takılır. Çıkarmak için çok uğraşırlar ama çıkaramazlar. Vaktin çok ilerlediğini fark eden dede, daha fazla dayanamayıp hiç yapmadığı bir şey yaparak Orozkul’ dan izin almadan çocuğu almaya gider.

Akşama kadar dedesinin gelmesini bekleyen ve ağlamaktan gözleri şişen çocuk, dedesine küser. Çocuğu öğretmeni eve getirirken yolda karşılaşırlar. Öğretmenden özür dileyerek torununu alan dede yola koyulur. Çocuğun kendisiyle konuşmadığını fark edince gönlünü almak için “Boynuzlu Maral Ana” yı gördüğünü söyler.
Boynuzlu Maral Ana haberine çok sevinen küçük çocuk, ormana gitmek ister fakat akşam olduğu için eve dönmek zorunda kalırlar. Eve geldiklerinde Orozkul’u o günkü olaydan dolayı çok sinirli bulurlar. Orozkul, sinirini her zamanki gibi yine Bekey halayı döverek çıkarmıştır.
Evde olanlara çok üzülen çocuk, yatmaya gider. O gece çıkan şiddetli tipiden dolayı gece yarısı Kulubeg ve arkadaşları yolda kalırlar ve Mümin dedenin evine sığınırlar. Kulubeg ve arkadaşlarının gelmesiyle evdeki hava biraz yumuşar. Sabah kamyoncular evden ayrılırlar. Aynı gün Orozkul’un tomruk sözü verdiği arkadaşı tomruğu almak için gelir. Adı Koketay’dır. İri yapılı, esmer biridir. Tomruk ise hala önceki gün bıraktılları yerde çayın içinde beklemektedir. Tomruğu almak için Orozkul, Koketay ve Seydahmet yola koyulurlar. Dede de Orozkul’un kendini affedeceği düşüncesiyle peşlerine takılır. Orozkul kıyıda emirler yağdırırken Mümin dede, Seydahmet ve Koketay tomruğu çıkarmaya çalışmaktadırlar. O sırada çayın karşısında birkaç tane maral görürler ama işlerini bırakamayacaklarından marallarla ilgilenemezler. Biraz uğraştıktan sonra tomruğu çıkarıp kamyona yüklerler.
O gün hasta olan ve bir önceki akşamdan beri evde yatan çocuk, akşamüzeri kahkaha sesleriyle uyanır. Bahçeye çıkan çocuk herkesin sarhoş ve neşeli olduğunu görür. Et dolu kazanın yanındaki dedesini gören çocuk, hemen yanına gidip ona seslenir. Birkaç kere seslenmesine rağmen dedesi hiç cevap vermez.
Kötü bir şeyler olduğunu hisseden çocuk, az ilerde Bekey, Seydahmet, Gülcemal ve Koketay’ı görür. Hepsi de neşeli bir şekilde yiyip içmekte ve eğlenmektedirler. Çocuk önce neler olduğunu anlamaz. Avlunun dışında henüz kanı kurumamış geyik derisini, bağırsak eşeleyen Beltek’i ve elindeki baltayla Maral Ana’nın boynuzlarını kırmaya çalışan Orozkul’u görünce neler olduğunu tahmin eder.
Neler olduğunu anlayan küçük çocuk, bu korkunç manzaraya dayanamayıp içeri kaçar ve yorganın altında ağlamaya başlar. Bu arada Kulubeg’in gelip onu kurtaracağını ve Orozkul’a haddini bildireceğini hayal etmektedir. Onu hayallerinden uyandıran yine kahkahalar olur.
Çocuk uyandığında Seydahmet o gün olanları anlatmaktadır. Çocuğu üzen bu olay aslında şu şekilde gerçekleşmiştir; o gün çalışma esnasında tomruğu çıkardıktan sonra Seydahmet ile Mümin dede ormana çalışmaya giderler. Bu arada maralları yine görürler.
Seydahmet maralları vurmak ister, dede ise buna karşı çıkar. Seydahmet dedeyi dinlemeyip maralların peşine düşer. Maralların vurulmasını istemeyen dede ise Seydahmet’ in arkasından gider. Seydahmet, çok sarhoş olduğu için nişan alamaz ve tüfeği dedeye verip maralları vurması gerektiğini söyler.
Duruma karşı çıkan dedeye, “maralları vurmazlarsa kaçıracaklarını ve Orozkul’ un dedeyi affetmeyeceğini” söyleyerek onu kandırır. Dede ise maralları vurursa Orozkul ’un onu affedeceğini ve her şeyin düzeleceğini düşünerek istemeye istemeye marallardan birini vurur.
Olayları duyan çocuk, çıldıracak gibi olur ve kendisini dışarı atar. Dedesini yerde toz toprak içinde yatarken bulur. Ona yine birkaç defa seslenir fakat dedesi yine cevap vermez. Dede, olanlara kendi de inanamamaktadır. Çocuk dedesinden bir tepki alamayınca balık adam olup babasına ulaşacağını düşünerek koşar ve kendini dereye atar. Hızla akan su çocuğu alıp götürür fakat çocuk hiç bir zaman balık olmayacaktır…

Cengiz Aytmatov Beyaz Gemi kitap alıntıları;

“Mide beyinden akıllıdır çünkü mide kusmayı bilir, beyin her pisliği yutar…”
“Eğer yıldızlar insan olsa, gökyüzü onlara dar gelir, sığmazlardı.”
“Ama boş yere dememişler: ''Kendi ayıbını örtmek isteyen başkalarının yüzüne kara çalar." diye.”
“Oysa birçokları hastalıktan değil de, kendini daha büyük gösterme ihtirasından ölürlerdi.”


 

YORUMLAR

  • 0 Yorum