Yıllara Meydan Okuyan Unutulmaz Dizi Ezel Ve Oyuncuları

Ezel Dizisini hala izlenir yapan özellikleri nelerdi? Bunlardan en önemlisi elbette usta oyuncuları idi. Başrol oyuncuları Haluk Bilginer, Tuncel Kurtiz, Cansı Dere, Kenan İmirzalıoğlu ve daha diğer önemli isimler bunlardan yalnızca birkaçı. Aynı zamanda sağlam bir kurgu, bu kurguda yer alan önemli müzik ve eserlerden alıntılar ve daha fazlası...

Yıllara Meydan Okuyan Unutulmaz Dizi Ezel Ve Oyuncuları

Ezel Dizisini hala izlenir yapan özellikleri nelerdi? Bunlardan en önemlisi elbette usta oyuncuları idi. Başrol oyuncuları Haluk Bilginer, Tuncel Kurtiz, Cansı Dere, Kenan İmirzalıoğlu ve daha diğer önemli isimler bunlardan yalnızca birkaçı. Aynı zamanda sağlam bir kurgu, bu kurguda yer alan önemli müzik ve eserlerden alıntılar ve daha fazlası...

Yıllara Meydan Okuyan Unutulmaz Dizi Ezel Ve Oyuncuları
09 Ekim 2019 - 01:00

İzlediğimiz her dizi, dimağlarımızda farklı izler bırakır. Yaşantıları etkileyen, derin izler bırakan öyle diziler vardır ki diğerlerinden daha büyüleyici, adı her geçtiğinde üst üste izlenen sahneleriyle aynı heyecanı verecek kadar zamansız, yıllar geçip gitse de tüm bloglarda, sayfalarda henüz çok yakın bir tarihte yeni yorumlar bombardımanına tutulmuş efsanelerdir onlar. "Ezel: Yıllara Meydan Okuyan Dizi." olarak kısa bir tanım yapsak yanlış olmaz herhalde. Çünkü bu saydığımız özelliklere sahip olan zamansız Türk dizilerinden biri de Ezel'dir.

EZEL NEDEN BU KADAR SEVİLDİ?

Ezel, yıllar geçmesine rağmen 2019-2020'de bile neden hala konuşulan diziler arasında dersiniz? Oyuncularının üzerine adeta dizi karakterleri ve isimleri yapışıp kalmış durumda. Bugün bile birçok takipçinin, genç oyuncunun paylaştığı bir fotoğrafa: " Neden Eyşan neden, hala anlamıyorum. Bunu neden yaptın?'' sorusunu soracak kadar zamansız ve hatta ilk günkü gibi... Unutulmamasının belki de en önemli nedenlerinden biri, akış içerisinin, öylesine kurulan cümleler yerine, daha evrensel, sağlam, edebi cümlelerle donatılmış metinlerden inşa edilmiş olması. Bu edebi cümlelerin muhteşem bir olay akışı içerisinde ilmek ilmek işleniyor olması. Ve bu muhteşem olay akışının, kemik kadrodan tutun da en az dikkat çekecek role kadar her birinin en iyi, en uygun ve en yetenekli oyunculardan oluşuyor olması. Bu üç faktör, belki de saymakla bitiremeyeceğimiz diğer etkenlerin en önemlileri arasında yer alıyor şüphesiz.

EZEL, HEM BİZE ÇOK UZAK HEM BİZDEN BİRİ...

Ezel, belki ilk bölümlerde izleyiciyi pek içerisine alamadı. İlk otuz, kırk bölüm hakkında bu eleştirileri de duyduk. Ve sonradan izlemeye başlayan birçok izleyici, ilk otuz bölümü tek düze gibi algıladığından dolayı bırakıyor. Fakat pes etmeyip devam edenlere ise tüm kapılarını ardına kadar açıyor Ezel. Salt mafya dizisi olmadığını, yalnızca kavganın ve raconun ses getirmeyeceğini, bir o kadar naifliği, aşkı, en hassas ruh hallerini, sıcak bir aile yapısını, intikamı, hesaplaşmayı, hesaplar tam görülürken bir 'incelik' uğruna affedebilmeyi... Tüm bunları nasıl bir profesyonellikle izleyiciye sunduklarını, devam edenler hemen fark edecektir. Her bölümünün başlı başlına bir edebi eser olabileceğini ifade edebiliriz. "Ezel, Hem Bize Çok Uzak Hem Bizden Biri..." dersek belki de diziyi unutulmaz kılan özelliklerden birini dile getirmiş oluruz. Belki bir mafya dizisi olması, olaylar bize pek de aşina gelmeyebilir. Fakat bu yabancı olayları, bilmediğimiz sokaklarda ve zamansızlıkta yaşatan muhteşem oyuncular, bizi de o kisvenin içine sokuyor. O kadar bizden biri gibi oynuyorlar ki artık ruhunuzu o akış içinde yoğrulmuş olarak bulabiliyorsunuz. Bu enfes duyguyu elbette dev bir kadro verebilir yalnızca.Haluk Bilginer ise bu isimlerden sadece biri...

HENÜZ OYUNCULARA GELMEDİK BİLE...

Dizinin izleyici üzerinde bıraktığı genel etkileri sıralarken henüz oyunculara gelmedik bile. Bu muhteşem kadroda kimler var peki?

Çekimlerden kısa bir süre sonra vefat eden ve belki de tam olarak kendini izleyiciye bu kadar güzel anlatabilmişken, meyvesini yiyeceği sırada aramızdan ayrılan Tuncel Kurtiz, Dayı rolünü üstlenmekte. Diğer bir başrol Haluk Bilginer'e ait. Dizinin Kenan Bey'i, Dayı ile olan ilişkisiyle adeta iki devin karşı karşıya kalması gibi bir fırtına doğuruyor. Zamanında iki can dostu olan Dayı ve Kenan, karşılarına çıkan Selma ile ağır bir sınava tabi tutuluyorlar. Öyle bir sınav ki bir ömre ve bu ömürde feda edilen birçok cana bedel oluyor. Hangi canlar hangi acıyla, hangi özlemle tutuşturuluyor? Canhıraş devam eden mücadele, olmaz bu denilen fedakarlık ve adeta bir tür savaş stratejisi de bu kayıpların belirleyicisi oluyor elbette. Diğer tarafta ise aşık bir Ezel... Arkadaşlarının ihanetine uğramış bir Ezel. Hapse atılan masum Ezel. Hapiste Dayı ile tanışırken kendini hatırlamayacak kadar unutan ve değişen bir Ezel. İntikam acısıyla inleyen Ezel. Ama çok da güzel seven bir Ezel. Ezel'i seven Eyşan. Fakat sevdiğinin karşısına neleri koyacağı asla belli olmayan, zor bir Eyşan. Erkekleri çıldırtan, baş döndüren güzel bir kadın. Hırslı bir kadın. Ve oldukça zeki bir kadın. Aynı zamanda anne. Aynı zamanda babasının ilk göz ağrısı bir kız çocuğu. Hiç büyümeyen çocuksu kalbi ile tüm tuzakları, hileleri ezbere bilen zihni arasında gidip gelen Eyşan... Fakat yeryüzüne inen en şeytansı, en kirli bir babanın kızı Eyşan. Aslında bir insanın yaşayabileceği en sıradan duygulardan, en ürkütücü düşüncelere,sezgilere kadar her birini tüm karakterlere üleştirmiş usta bir yönetici kadro. Öyle bir üleştirme ki kimseye kızamayan izleyici, aynı zamanda herkese hak veriyor ve sonunda: 'İşte bu, aslında benim.' diyor. Bir Ademin yaşayabileceği her şey. En iyi ve en kötüsüne kadar, iliklerimizde sakladığımız tüm sırlarımız,  aslında bu dizi ile açığa çıkıyor.

BİR İHTİMAL DAHA VAR...

Bir İhtimal Daha Var...O da ölmek mi dersin? Dizi bittiğinde ve tufan dindiğinde dudaklarınızda bu şarkı mırıldanıp kalacak. Dizi boyunca Selma'nın yanık sesinden çıkan bu şarkı, adeta dizinin kaderini de belirliyor. Dayı'nın kim için ölebileceğini parlayan gözlerinden okurken, Kenan'ın stratejilerinden bilmece gibi çözerken aynı melodiye takılıyoruz aynı hislerle: Bir İhtimal Daha Var... O da ölmek mi dersin?
EYŞAN'IN DA BİR BAHAR'I VARDI...
Eyşan gibi tehlikeli, hesaplı, planlı, karanlığı, kara kışı bol olan bir ablanın da bir Bahar'ı vardı elbette. Her kışı barındıran insanlar gibi, mevsimler gibi, duygular gibi... Eyşan'ın masum Bahar'ı. Biricik kız kardeşi. Eyşan'ın aynı zamanda anneliğini üstlendiği kardeşi...İntikam uğruna yapılan amansız mücadeleden nasibini alan, kara kışının kucağında can veren bir Bahar.
DİZİNİN EN CANLI RENGİ: ALİ
Namı Diyar, Kerpeten Ali. Dizinin en canlı rengi: Ali. Delikanlı, biraz fazla samimi, delisi dışında, çok seven, çok nefret eden, nefret ettiğinin canını çok yakan... Bir türlü elinin ayarı olmayan Kerpeten Ali. Çok yoksulluk çekmiş, babasına her daim kendini ispatlamak ve o koca kaptanı bir kez olsun mutlu etmek için uğraşan, çocuksu bir Ali. İçindeki çocuğun yarım kalan tüm hayallerini gerçekleştirmeyi Kerpeten Ali'ye yüklemiş bir küçük Ali. Sokak kavgasının ortasında kendini bulan tamirci Ali. Bu kavgada ün yapmak şöyle dursun, kendini savunmak, sevdiği Ömer'ini korumak için kendi efsanesini uydurmuş bir Kerpeten Ali. Babacan, sıcacık, yiğit, oldukça saf bir karakter olan Kerpeten Ali, dizinin mihenk taşlarından biri haline geliyor. Heyecanlanınca ve utanınca gözlerini nasıl kaçırdığını pek kolay unutmayacaksınız. Hele o durumu kurtarma çabaları ve evde yaşayan bir aile ferdi gibi yükselen ses tonu, yabancılık hissini söküp atarak size en içten biçimde kollarını açıyor. Üzerine garibanlık yapışan bir koca yürekli adam... En sonunda size şunu da dedirtiyor Kerpeten abimiz: "Ali ölürse dizi biter."
DEFALARCA İZLENMESİ BUNDAN...
Ezel'in 10 sene sonra bile bu kadar sevilerek takip edilmesini, defalarca izlenmesinin nedenini şimdi daha iyi anlayabiliriz. Bir eserin -kitap ya da film ne olursa olsun- izleyici, okuyucu tarafından kabul görmesi ve benimsenmesi için o kitlenin eserde kendine dair bir şeyler bulması gereklidir. Hatta zorunludur. Bizden biri olan bu karakterlerin, olmak istediğimiz yere doğru yaptıkları yolculuğu görmek, okumak, hissetmek ister izleyici. Bunu ne yazık ki çok az yazar ya da senarist yapabilmektedir. Bu yüzden zamansız ve çok sevilen eserler oldukça azdır. Tamamen bizden biri olmasını istemeyen kitle, aynı zamanda o karakterle kendisini özdeşleştirerek kendi hayatından sıyrılıp istediği yere varmak için elbette benzer hayatı yaşayan karakterin duygu durumunu gözlemlemek isteyecektir. İşte bir eser, bu niteliklere dikkat ettiği sürece sanat eserine dönüşebilecektir. Tıpkı Ezel'de olduğu gibi...

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum